BÖLÜM 7: VİŞNE KRALİÇESİ "Bazı unvanlar kalpten takılır; taç değil, sevgi taşır."

22 Mayıs 2026

BÖLÜM 7: VİŞNE KRALİÇESİ "Bazı unvanlar kalpten takılır; taç değil, sevgi taşır."
Yurt koridorları gece sessizliğine gömülmüştü. Ay ışığı dar pencerelerden süzülüyor, duvarlarda donuk izler bırakıyordu.
Eflal, odasının kapısını açarken, yorgun ama içi kıpır kıpırdı. Vişne Çarşısı'ndaki gece… Mehram ‘la göz göze geldikleri o an…
 
Nazlı, yatağında kitabını karıştırıyordu. Göz ucuyla baktı.
"Geç geldin," dedi. Sesinde hafif bir merak vardı.
Eflal kapıyı kapatıp sırtını dayadı. "Biraz dolaştım," diye mırıldandı.
Nazlı gülümsedi. "Buralarda pek dolanacak yer yok, Vişne Kraliçesi."
Eflal, bu lakaba biraz gülümsedi. Sonra sessizce yatağına geçti, battaniyeyi dizlerine çekip camdan dışarı baktı.
Aynı anda, şehrin diğer ucunda, Mehram odasında tek başına oturuyordu. Lambasının soluk ışığında gitarının tellerine dokunmadan duruyordu.
Elindeki vişne figürlü bilekliği düşündü. Sese kulak verdiği geceyi… Eflal ‘in yüzünü…
 
İçinde bir his vardı: doğru yerdeydi, doğru kişiyi bulmuştu. Ama her şey bu kadar basit olamazdı, değil mi? Sabah, gri bir gökyüzünün altında doğmuştu. Hava serindi ama Eflal ’ın içindeki heyecan, rüzgârı bile hissettirmiyordu.
Yurdun koridorları her zamanki gibi uğultuluydu. Eflal, elinde kahverengi küçük sırt çantasıyla hızla çıkış kapısına yürüdü. Nazlı, arkasından seslendi:
"Bekle Eflal! Sabah kahvaltısını yapmadan mı gidiyorsun?"
Eflal, başını geriye çevirip gülümsedi.
"Bugün iyi geçecek, hissediyorum!" dedi ve kapıdan dışarı adım attı.
Sokaklar nemliydi, kaldırım taşları hafif ıslanmıştı. Eflal adımlarını hızlandırdı. Birkaç dakika sonra okulun büyük demir kapıları göründü.
Kalbi daha hızlı atmaya başlamıştı.
Okul bahçesi, sabahın erken saatinde bile kalabalıktı.
Öğrenciler, gruplar halinde toplanmış fısıldaşıyordu.
Müzik yarışması yaklaşıyordu ve herkes, seçmeler için son gün olduğunu konuşuyordu.
 
Eflal, uzaktan Umay, Sayra ve Aral’ı gördü. Bankta oturuyorlardı.
Bir an tereddüt etti. Adımlarını yavaşlattı.
Umay, onu fark etti. Ancak el sallamak ya da çağırmak yerine, başını çevirdi, gözlerini başka bir yere dikti.
Sayra ise, fark eder etmez hafif bir el hareketiyle Eflal'e yer gösterdi.
 
Eflal, yavaşça yaklaştı ve boş bulduğu köşeye oturdu.
Bir süre kimse konuşmadı.
Rüzgâr, yere düşen sarı bir yaprağı sürükledi.
Sonra Sayra sessizliği bozdu. Çantasından buruşturulmuş bir broşür çıkarıp Eflal’e uzattı.
 “Bugün son günmüş... Yarışma için. Seçmeler saat üçte,” dedi.
 
Eflal broşüre baktı. Parmak uçları titriyordu hafifçe.
İçinde bir istek vardı, yıllardır içini kemiren bir hayal.
Ama bir yandan da... Korkuyordu.
Ya sesi titrerse? Ya kimse beğenmezse? Ya...
 
Umay göz ucuyla Eflal’e baktı. Sesinde hafif bir mesafe vardı:
"Katılacak mısın gerçekten?" dedi. Tonunda destekten çok sorgulama vardı. Eflal başını hafifçe eğdi.
“Bilmiyorum,” diye fısıldadı. Sayra hemen araya girdi, yumuşak bir sesle:
"Katılmalısın... Denemezsen pişman olursun."
Eflal, broşürü yavaşça kapattı. Gözlerini gökyüzüne kaldırdı. Derin bir nefes aldı. İçinde bir karar filizleniyordu, tedirgin ama güçlü bir karar.
"Katılacağım," dedi sonunda, sesi daha netti anda okulun hoparlöründen bir anons yankılandı:
“Dikkat! Müzik yarışması seçmeleri için son kayıt öğle tatilinde sona erecektir. Katılmak isteyenler rehberlik odasındaki listeye isimlerini yazdırsınlar.”
Bahçede hafif bir hareketlenme oldu.
Öğrenciler kendi aralarında yarışmadan, favorilerden, şarkı seçimlerinden konuşuyordu.
Eflal, çantasını düzeltti.
Bileğinde hatırladığı vişne figürlü bilekliğin yokluğuyla, saçları rüzgârda hafifçe savruldu.
Gözlerini kararlılıkla kısmıştı. Artık geri dönüş yoktu. Bu sefer sahneye çıkacaktı.
Eflal, koridor boyunca yürürken gözleri farkında olmadan kalabalığın arasında onu arıyordu.
Mehram.
Bu sabah bahçede görünmüştü ama şimdi ortalıkta yoktu. Kalbi, onu görmeden rahat etmiyordu sanki.
 
İsim listesinin başında küçük bir kuyruk oluşmuştu. Eflal, derin bir nefes aldı. Broşürü kıvırıp çantasına tıktı ve ismini titrek bir yazıyla kaydetti. Âmâ bir sorun vardı. Şarkı seçmemişti. Hatta doğru düzgün çalışmamışlardı bile! İçinde kaynayan panik duygusu sesini boğuyordu. Elini bileğine götürdü; vişne figürlü bileklik yoktu gün, müzik salonunda kaybetmişti.
'Mehram...' diye geçirdi içinden. İster istemez dudaklarına minik bir gülümseme yayıldı. ‘Şu anda yanında olmanı o kadar isterdim ki.'
Saatler hızla akıp geçti. Öğle tatilinden sonra, konferans salonunun kapıları açıldı. Sahne ışıkları yakılmış, salon loş bir şekilde hazırlanmıştı. Öğrenciler sırayla seçmeler için sahneye çıkıyordu. Eflal arka sıralarda bir yere oturdu. Kalbi güm güm atıyordu. Mehram hâlâ ortalarda yoktu.
Tam o sırada, salonun yan kapısından içeri hızlı adımlarla biri girdi.
Siyah tişörtü, dağınık saçları ve gözlerinde taşıdığı o keskin kararlılıkla...
Mehram'dı. Gözleri doğrudan Eflal'i buldu. Hiçbir şey söylemeden, hafif bir baş işaretiyle onu sahneye doğru çağırdı. Eflal yerinden kalktı, anlamaya çalışarak ona yaklaştı. Mehram’ın yüzünde bir sır vardı, saklı bir şey. Sahneye çıktıklarında salon bir anda sessizleşti. Işıklar hafifçe kısılmıştı. Ortada bir mikrofon ve yanında bir tane daha duruyordu.
Mehram, cebinden küçük bir kâğıt çıkardı ve Eflal’e gösterdi. Seçtikleri şarkının adı yazıyordu. Eflal ‘in gözleri büyüdü. Bu... Eflal’ in sürekli dinlediği, bilindik o hafif duygulu şarkıydı!
Mehram hafifçe gülümsedi, kulağına fısıldadı: “Sen sadece bana bak... Gerisini düşünme. “Ve müzik başladı. İlk notalar döküldü salonun duvarlarına.
Eflal ve Mehram yan yana, iki mikrofonun önünde, birbirlerine bakarak şarkı söylemeye başladılar. Eflal ‘ın sesi, önce biraz titrekti. Âmâ Mehram’ın sesi ona yol gösterdi; güven verdi. Kalbinin derinliklerinden çıkan o büyüleyici ses salonu doldurdu.
Öğrenciler fısıldaşmayı kesti. Konferans salonu büyülenmiş gibiydi. Sayra, Aral ve Umay, ön sıralarda hayretle birbirlerine baktılar. Aral başını hafifçe salladı, fısıldadı:
"Bu ses... Bu o ses mi?"
Sayra gözlerini kırpmadan sahneye bakıyordu. Umay’ın dudakları bembeyaz kesilmişti.
Şarkının sonunda, salonu bir alkış fırtınası kapladı. Âmâ asıl sürpriz henüz gelmemişti.
Mehram, cebinden bir şey çıkardı: Vişne figürlü, parlak, minik bir taç. Kendi elleriyle yapmıştı. Kırmızı boncuklar ve minik yapraklarla örülüydü. Eflal’e yaklaştı. Önce onun kayıp bilekliğini —vişne figürlü olanı— çıkardı. Hafifçe Eflal ‘in bileğine taktı. Sonra elinde tuttuğu vişne tacını Eflal ‘in başına yerleştirdi. Ve salonun ortasında, herkesin önünde, ona bakarak dedi ki:
"İşte buldum seni... Vişne Kraliçesi."
Eflal ‘in gözleri doldu. Alkışların içinde, salon bir anda daha da küçük bir dünya gibi oldu. Sadece ikisi vardı sanki. Ve artık hiçbir korkusu kalmamıştı.
Eflal, performansının ardından sahne arkasına doğru ilerlerken kalbi hala hızla atıyordu. Kulaklarında alkışların yankısı vardı, ama daha çok, gözlerinde parlayan ışıltının etkisindeydi. Gözleri, salonun derinliklerinde aradığı birini bulmuştu. Mehram.
 
Mehram, Eflal ‘in hemen ardından geldi. Yavaşça yanına yaklaştı ve omzuna dokundu. Eflal, bu temasla birlikte içindeki huzursuzluğu bir nebze de olsa hafifletmeye çalıştı. Mehram’ın varlığı, ona bir güven duygusu veriyordu, ama yine de içinde bitmek bilmeyen bir kararsızlık vardı.
 
“İyi misin?” dedi Mehram, sesi daha önceki kadar sert değil, yumuşamıştı. Bir anlığına, onun içindeki hassasiyeti fark etti.
 
Eflal, derin bir nefes aldı. “Evet,” dedi ama sesi tam olarak kendine güveniyormuş gibi çıkmadı. “Sadece… Beklediğimden çok farklıydı.”
 
Mehram gülümsedi. “Bunu hak ettin. Sesin… Herkese dokundu.”
 
Eflal, Mehram’ın bakışlarındaki güveni hissetti. Ama tam da o anda, yanlarında bir hareketliliğin farkına vardı. Umay, diğer öğrencilerle birlikte arkadan yaklaşırken Eflal, omuzlarını biraz daha geriye çekti. Gözleri, Mehram ve Eflal arasındaki kısa, ama anlamlı bakışmaları izlerken, belirgin bir soğukluk taşıyordu.
 
Umay, sakin ama keskin bir şekilde konuşmaya başladı: “Şarkı güzeldi, ama… Bence her şey biraz fazla dramatikti. Eflal, Umay’ın sözlerinden bir anda tedirgin oldu. Umay’ın bu soğuk ve direkt yaklaşımı, hiç de alışık olduğu bir tavır değildi. Ama daha fazlasını söylemesine gerek yoktu, yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
Eflal, Umay’ın söylediği her kelimeyi bir ağırlık gibi hissetti. İçindeki huzursuzluk daha da arttı. Umay’la olan dostluklarının bu kadar değişmesi, ona zor geliyordu. Ama bir şeyler söylemek, içindeki boşluğu doldurmak için, Mehram’ın yanında durarak cesaret buldu.
“Bence bazen insanlar, duyguları hemen yargılamak yerine, sadece anı yaşamalı.”
Umay, bu cevaba bir an boş boş bakarak başını salladı. “Tabii… Herkesin kendi tarzı,” diye mırıldandı. Ama sesinde, söylediklerinin ne kadar ciddi olduğunu gizlemeye çalıştığı bir ironi vardı.
 
Tam o anda, Sayra ve Aral yanlarına gelmişti. Sayra, Eflal ‘in omzuna hafifçe dokunarak “Harikaydın!” dedi. “Herkes seni konuşuyor, gerçekten etkileyiciydin.”
 
Aral ise, Eflal ‘in yanına gelerek bir elini omzuna koydu ve ciddi bir şekilde “Vişne Kraliçesi, senin için ödülümüz hazır,” dedi. Ama yüzündeki esprili gülümseme, her zamanki gibi ortamı biraz daha hafifletti. “Gerçekten iyisin, Eflal. Bir sonraki yarışmada, alkışlara, konfetilere hazırım.”
 
Eflal gülümsedi ama Umay’ın bakışlarından kaçınarak, derin bir nefes aldı. “Teşekkür ederim, Aral. Ama bu kadar ilgiyi gerçekten hak ettiğimi bilmiyorum.”
 
Umay’ın gözleri Eflal ‘in bu cümlesini işittiğinde, yine bir alaycı gülümseme belirdi. “Çok alçakgönüllüsün,” dedi. “
Sözlerinin bitimiyle, gözlerini bir an Umay’dan kaçırdı ve Mehram’a yöneldi.
 
Sayra, ortamın biraz daha yumuşaması gerektiğini fark etmişti. “Biraz abartıyor galiba,” dedi ve Umay’a göz kırptı. “Ama Eflal gerçekten harika bir performans sergiledi. Herkesin söylediklerine bakılırsa, bir sonraki turda çok daha öne çıkacak.”
 
Aral, Sayra’nın sözlerini destekler gibi başını sallayarak “Haklısın, Sayra,” dedi. “Vişne Kraliçesi'ne bir alkış, bence Eflal şimdiden kazandı.”
 
Umay, bu sözlere bir süre sessizce bakarken, gözlerindeki soğukluk biraz daha belirginleşti. Ama hiçbir şey demedi.
 
Eflal, başını eğerek ve içinde hala karışık duygularla, yalnızca “Teşekkür ederim” dedi. Ardından, sahneye doğru ilerlerken, Umay’ın bakışlarını bir kez daha hissetti. Bu sefer, hissettiği şey, sadece sessiz bir meydan okumaydı.
Sahne: Bahçe Kutlaması
 
Öğle sonrasında, okulun bahçesi biraz daha canlıydı. Baharda açan çiçekler arasından rüzgâr hafifçe esiyor, öğrencilerin gülüşmeleri havada uçuşuyordu. Eflal, Aral, Sayra ve Umay, okulun ön bahçesine doğru yürüyerek büyük bir kutlama yapmaya karar verdiler. Onlar için önemli bir anıydı, zira ön elemeyi geçmeleri bir zaferdi.
 
Aral, kutlama için elinden geleni yapıyordu. Birkaç şişe meyve suyu ve atıştırmalıklar alıp, Sayra’nın arkasında biraz da olsa çalılar arasında gizlenerek gururla herkesin etrafına dağılmasını sağlıyordu.
 
“Bunu hak ettik, Vişne Kraliçesi,” dedi Aral, Eflal ‘in yanına yaklaşarak gülümseyerek. “Ödül bu defa sana. Kimse sana karşı duramaz.”
 
Eflal hafifçe gülümsedi, ama gözleri hala biraz düşünceliydi. “Hep birlikte kazandık, Aral. Benim için asıl olan, hepimizin bu kadar uyumlu çalışabilmesi.”
 
Sayra, biraz heyecanla Eflal ‘in yanına geldi. “Evet, gerçekten çok güzeldi! Birlikte daha çok şey başarabiliriz.” Ardından ciddileşerek ekledi: “Özellikle senin gibi bir sesle.”
 
Umay ise kutlama havasına tam olarak girmemiş gibiydi. Bir yandan etrafı izliyor, bir yandan da söylediklerine dikkat ediyordu. Ama yüzünde, küçük bir gülümseme vardı. “Gerçekten başarılıydınız,” dedi ama sesindeki alaycı tınıyı gizlemekte zorlandı. “Herkesin çok sesli konuştuğunu duydum. Belki biraz da… Fazla dikkat çektiniz?”
 
Eflal, Umay’ın sözlerine anlamlı bir şekilde bakarak, “Bazen insan bir şeyler yaparken, sadece kendini ifade etmek ister,” dedi. “Hepimiz farklıyız, değil mi?”
 
Umay’ın gözleri kısılmıştı. Ancak o sırada, Eflal ‘in kafasında bir şeyler canlanmaya başlamıştı. Geçen günlerdeki anı, bir anda zihninde belirivermişti. Alaca...
 
Bahçedeki kutlamayı izlerken, birden biri ona yaklaştı. Alaca! Yavaş adımlarla, grubu geçmeye başladı. Gözleri, Eflal’i tek bir an bile olsa keskin bir şekilde takip etti. Eflal, farkında olmadan Alaca'nın bakışlarını hissederek hafifçe irkildi. Aral ve Sayra’nın şarkı söyleşiyle ilgilenirken, Umay ve Eflal arasında bir gerilim vardı.
 
Alaca, Eflal ‘in yanına geldiğinde duraksadı. Bir an göz göze geldiler. Alaca'nın bakışlarında tanıdık bir soğukluk vardı, ama gözlerindeki hiddet de keskin bir şekilde hissediliyordu.
 
“Bir müzik yarışmasında başarılı olmak her zaman çok anlamlıdır, değil mi?” dedi Alaca, bu cümlesiyle aslında çok daha fazla şey anlatıyordu.
 
Eflal, Alaca’nın gözlerindeki yoğunluğu fark ederek, derin bir nefes aldı. “Herkesin başarı tanımı farklı, Alaca. Bazı insanlar için… Bu sadece bir başlangıçtır.”
 
Aral, birden sahneye girdi. “Hadi, hadi, biraz neşelenin!” diye bağırarak havaya bir meyve suyu şişesi fırlattı. “Bundan sonra hep birlikte daha çok başaracağız!”
 
Umay, biraz daha mesafeli bir şekilde, Alaca’ya bakarak araya girdi. “Evet, hepimiz birbirimizi tanıyoruz. Ama bazen... Bazen biraz fazla parlamak, insanı yalnızlaştırabilir, değil mi?”
 
Eflal, Umay’ın söylediği sözcüklere takılmak istemedi. “Ben sadece şarkı söylemek istedim, Umay,” dedi, sesi biraz daha sertleşmişti. “Hiçbir şey fazla olmadı.”
 
Alaca, Eflal ‘in gözlerinin içine bakarak, biraz daha sert bir tavırla, “Bakalım, herkes ne kadar fazla olabilir?” dedi ve yavaşça geri adım attı. Bir bakışta, Alaca’nın içinde bir şeyler değişmiş gibiydi. Gerçekten tek bir amacı vardı: Kontrol.
 
Alaca, son bir kez Eflal’e bakıp hafifçe gülümsedi ve “Görüşürüz,” diyerek uzaklaştı.
 
Grup, Alaca’nın gitmesinin ardından derin bir nefes aldı. Sayra, “Çok garip biri,” dedi, ama kimse Alaca’nın söylediklerini gerçekten umursamamıştı. Kutlama devam etti, ama içten içe herkesin aklında farklı düşünceler vardı.
 
Eflal ‘in kafasında hala bir soru işareti vardı: Alaca gerçekten neyi planlıyordu?
 
Bir an sessizlik oldu. Aral esprili havayı korumaya çalıştı:
“Şimdi asıl soru şu: Vişne Kraliçesi sarayını nerede kuracak? Bahçeye taht mı getirelim?”
 
Sayra gülerek Aral’a bir dirsek attı. “Çok konuştun yine,” dedi.
Eflal de gülümsedi ama bakışları hâlâ o bir tek kişiyi arıyordu. Mehram… Neredeydi?
 
Bahçedeki kutlama, kahkahalarla dağılırken Eflal ‘ın zihni çoktan başka bir yerdeydi. Gözleri insan kalabalığında birini arıyor ama o kişiyi bir türlü bulamıyordu.
 
“Mehram nerede?” diye sordu sessizce, ama sesi kendine bile yabancı geldi.
 
Cevapsız sorular, onu okulun boş koridorlarına sürükledi. Ayakları onu farkında olmadan müzik odasına götürmüştü.
Vişne Kraliçesinin kapıları aralandıysa düşüncelerinizi merak ediyorum ilham perilerim.😍🍒

Nasıldı?